ATATÜRK'E MEKTUPLAR-3

Aşağa gitmek

ATATÜRK'E MEKTUPLAR-3

Mesaj  ADMiNNN***MuSTaPHa Bir Çarş. Eyl. 03, 2008 12:57 pm

******’e Bulgar ve Yunan Şairlerinin Övgüleri


******, milleti ile birlikte tek ses, tek yürekti. Millî Mücadeleyi bu ses, bu yürek kazandı. Millet egemenliğine dayalı Cumhuriyet’i kurduğu zaman, dünyada cumhuriyetle idare edilen ülkelerin sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. ****** ve Onun kurduğu Cumhuriyet, yalnız esir milletler için bir umut kaynağı değil, krallıkla idare edilen ve cumhuriyete özlem duyan ülkeler için de somut bir örnek olmuştu. Bütün dünya, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye olayını bir “mucize” olarak görüyor, ****** inkılâplarını hayranlıkla izliyordu.

******’ün, dün silâhlı mücadele verdiği ülkelerle dahi hemen barışçı bir politika yürütmesi, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini bütün dünyaya duyurması, milletleri kendine daha çok çekmişti. Dünyanın her köşesinden Çankaya’ya övgü dolu mektuplar geliyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, mektupları teker teker okuyor, ******’ün teşekkürlerini iletiyordu. Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümü yaklaştıkça, kişilerin gön derdikleri bu tür övgü mektupları daha çok artmıştı. Ülkelerinde tanınmış birçok şairler de ******’e övgüler yazıyor, çoğu zaman bu şiirlerini şairleri çerçeveleyerek gönderiyorlardı. Bunlar arasında, tanınmış Bulgar şair Lübomir Bobevski de, ******’e 19 kıtalık uzun bir şiir yazmış, bu şiiri bir kartona yaldızlı harflerle bastırarak çerçeveletmiş, ******’e gönderilmek üzere, 1932 yılı Ağustos ayında Sofya Ortaelçiliğimize teslim etmişti. Şiir, Bulgaristan Türklerinden Muharrem Yumukof tarafından yeni harflerle Türkçe-ye çevrilmiş, aslı ve çevirisi, Ortaelçilik eliyle ******’e gönderilmişti. Şiir, ******’e sesleniyor ve şöyle başlıyordu:


(Mektup : 10)


Fırtınalar denizlerin üstünde koştu,
Hemen korkunç dalgalar estirip coştu.
Bütün engelleri yıktı, devirdi
Ne korkuttu seni, ne yolundan çevirdi.

Çürük temellerden aldın sen insanları
Şildin taassubu, yıkadın vicdanları
Aydınlık vermek için aziz diyara
Cehaleti öldürdün koydun mezara.

.................................



(Çankaya Köşkü-****** Arşivi F: 1)


Buna benzer 14 kıtalık bir şiir de Yunanistan’dan gelmişti. Yunanistan’ın o günlerde çok tanınan yazar ve şairlerinden Menelaos Nomdis, ******’e 14 kıtalık Rumca bir şiir yazmış, bunu 10 Mart 1934 günü Atina’dan doğrudan doğruya ******’e postalamıştı. Şiir :


(Mektup : 11)


Savaşlarda mertlik nedir gösteren sensin,
Siyasette gücünü ortaya koyan yine sen.

diye başlıyor, şöyle tamamlanıyordu:

Bütün dünyanın övgüleri senin üstüne
Güzel vatanında yap yapabildiğini
Sana hayranlık, sana selâm...


(Çankaya Köşkü-****** Arşivi, D: 86, F: 1-95)


Bugün her iki şairin de hayatta olup olmadıklarını bilmiyoruz. Önemli olan bu şairlerin o günlerde ******’e hayranlık duyan binlerce, milyonlarca vatandaşlarının duygularını dile getirmiş olmalarıdır.

******, haklı davasını cesaretle yürüten insandır. Kendisine silâh çekenlerin, bir süre sonra Onun önünde eğildikleri, Onu takdirle karşıladıkları çok görülmüştür. Bulgar şair belki Balkanlarda Onunla çarpışmıştır. Yunanlı, belki Anadolu’ya gelmiş, ters yüzü geri dönmüştür. Ama ******’ün büyüklüğünde, Onun haklı davasında, bütün kin ve ihtiraslarını bir kenara iterek, Onu alkışlamışlardır. Alkışlamak efendiliğini göstermişlerdir.

Şimdi, geçtik bu efendilikten, komşularımızdan hakka ve hukuka dayalı insanca ilişkiler bekliyoruz, o kadar.


******’e Tay Hediye Eden Hasta Çocuk


******, vakit ve fırsat buldukça, Çankaya’dan ayrılır, yurdu dolaşırdı. Bu gezilerinde ******; yapılan işleri yerinde görür, halkın dertlerini dinler, notlar aldırırdı. Çoğu zaman* yapacağı inkılâpların öncesinde kamu oyu yoklamasını bizzat kendi yapar, kendi konuşur, kendi öğretirdi. Şapka inkılâbını, yazı inkılâbını halkla bir arada, halkla bütünleşerek yapmıştı.

******, Anadolu ve Trakya bölgesini adım adım dolaşmış ve gezmişti. Onun uğrayamadığı çok az şehir ve kasaba vardı. Her nereye gitmişse orada bayram olurdu. Yeniden yetmişe herkes sokaklara dökülür, geçeceği yollarda bazen saatlerce beklenirdi. Nerede konaklamışsa, özellikle gençler, kaldığı evin veya konağın önünde toplanır, geceleri fener alayları düzenler, millî oyunlar oynarlardı. Ta ki gece yansı ******, balkondan veya dışarı çıkarak gençlere “artık dağılınız, yoruldunuz, evlerinize dönünüz..” demedikçe, kimse yerinden kımıldamazdı. ******ü görenler, görmeyenlere Onu anlatır, altın yeleli sarı saçlarından, şimşek bakışlı yeşil gözlerinden söz ederlerdi. Yine böyle bir yurt gezisinden dönüşte, Çankaya köşküne gelen yüzlerce mektup arasından bir mektubu, Genel Sekreter ******’e okumuştu. Mektup, Samsun’dan İnönü ilkokulu 5. sınıf öğrencisi Bahri’den geliyordu. Mektup aynen şöyleydi :


(Mektup : 12)



“Samsun : 14.12.1930


Çok Sevgili Gazi Babama,

Yurdumuzu şenlendiren, benliğimizi koruyan büyük kumandanın mübarek yüzünü görmek için bütün Türk yavrularının kalbinin çarptığını çok yakından bilirsiniz, değil mi? İşte bir küçük yavrunuz olan ben de bir gün olur elbette sizi görürüm diye düşünüyordum. Bu düşüncelerim gün geçtikçe artıyor, kalbimde yanan ateş beni yakıyordu. Bir gün vücudumda hafif bir kırgınlık duydum, yatağa yattım. Tam 15 gün hastalandım. Ümidim kesilmişti. Birgün Samsun’a geleceğinizi haber verdiler, dünyalar kadar sevindim. Ne iyi ben de Gazi Babamı göreceğim diyordum. Fakat yataktan kalkamıyordum. O kadar üzülüyordum ki, Samsun’a geldiğinizi öğrendiğim dakikada kendimde iyiliğe doğru bir hâl gördüm. Bunun sizin muhabbetinizden geldiğine inanarak “Allahım dedim, eğer ben de yataktan kalkar ve iyi olursam dünyada yegâne malım olan sevgili tayımı Aziz Babama armağan edeceğim dedim. Ve günden güne iyileşerek büsbütün ayağa kalktım. Mektebime devama başladım. Şimdi bu adağı yerine getiriyorum. Bir küçük yavrunuzun candan kopan, gönlünden gelen bir hediyesini kabul etmenizi rica eder, ellerinizden öperim Sevgili Gazi.

Samsun İnönü Mektebi 5. ci sınıf talebesinden 23 numaralı Bahri


(Çankaya Köşkü-****** Arşivi Kutu 87-4)


******, gözleri dolmuş, tebessüm etmişti. Genel Sekreterine şu emri verdi:

“Samsun valisine bir yazı gönderin. Çocuğun hakkımdaki duygularına ve armağanına teşekkür ettiğimi bu değerli hediyesini yine kendisine bağışladığımı bildirin. Vali, çocuğun babasına bizzat tebliğ etsin.”

Samsun Valiliğine gereken yazıldı. Bahri’ye de böylece teşekkür edildi.


Bir Af Mektubunun Ardından..


1932 yılı Ocak ayının 12 sinde ****** İstanbula gelmiş, Dolmabahçe Sarayında çalışmalarını sürdürmüştür. O günlerde Balkan Konferansı Konseyi toplantısı İstanbulda yapılmaktadır. Konseyin açılışından birkaç gün önce, ******, bir akşam Dolmabahçe Sarayının özel dairesinde kurulan sofrada günün konularını görüşmektedir. Sofrada Millî Eğitim Bakanı Esat (Sagay) ile Dr. Reşit Galip de vardır. Söz eğitimden açılmıştır. Dr. Reşit Galip, Esat Bey’in eğitim politikasını sert bir dille eleştirmektedir. Esat Bey, aynı zamanda ******’ün Harp Okulundan hocasıdır. Reşit Galip’in tenkitlerini yanısıra bazı yersiz sözlerini sonucu sofrada tatsız bir hava esmiş, az sonra, Dr. Reşit Galip de ******’ü gücendirdiğini anlamış, üzgün, Saraydan ayrılmış, ertesi sabah da Ankara’ya dönmüştü’.

Aradan birkaç gün geçince, büyük üzüntüye kapılan ve pişmanlık duyguları içinde kıvranan Dr. Reşit Galip, Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Rusuhi Bey’e 12 sayfalık uzun bir mektup kaleme almıştı. Mektupta, Millî Eğitim Bakanı Esat Beye her zaman saygı duyduğunu, ne var ki o akşam sebep olduğu tatsız durum sebiyle ******’ün kendisini affetmesini yazıyor, ayrıca mektubuna iliştirdiği özel bir mektubun da ******’e uygun bir zamanında verilmesini rica ediyordu. ******’e yazılan mektup aynen şöyleydi:


(Mektup : 13)


“Büyük Gazi’nin Yüksek Huzuruna Tazimlerle
Ankara, 30.7.1932
Mübeccel Büyük Paşam,
Siz insanların ruhunu, fikrini açık bir sayfa gibi okursunuz.

Size tapınmasına bir iman, sevgi ve saygı ile bağlı olduğumu teveccüh ve itimadınızı hayatımın kıymeti ölçülmez mazhariyeti saydığımı bilirsiniz.

Kusur ve kabahatimin çok büyük olduğunu biliyorum. Onun affı ancak sizden istenebilir. Çünkü siz, af ile ders ve ceza vermek mertebelerinden çok daha yükseklerdesiniz.

Sizi üzmüş olmak ızdırabının dayanılmaz, acısını bütün şiddetiyle çektim. Ellerinizi bin kere öperek affımızı dilerim.

Sağlığınız ve saadetiniz temennilerimi candan tekrarlarım, mübeccel, büyük paşam.


Sizin evlâdınız
Dr. Reşit Galip”



(Çankaya Köşkü-****** Arşivi, D: 86-F: 1-43)


Başyaver Rusuhi bir fırsatını bularak mektubu ******’e gösterir. ****** tebessümle mektubu okur. Başyaver’e:

— Bu mesele üzerinde fazla durmasın, çalışmalarına sükûnetle devam etsin, bunu kendisine yazınız, der.

Başyaver, ******’ün emrini yerine getirir. Dr. Reşit Galip’e ******’ün ifadeleriyle cevap verir1.

Olay artık kapanmıştır. Bir süre sonra, 4 Mart 1932 sabahı ******, İstanbuldan Ankara’ya döner. Dönüşünün akşamı Dr. Reşit Galip’i Çankaya’ya davet ederek, gönlünü alır.

Altı ay sonra, 19 Eylül 1932 tarihli gazeteler, Dr. Reşit Galip’in Millî Eğitim Bakanlığına getirildiğini yazarlar
avatar
ADMiNNN***MuSTaPHa
Admin

Mesaj Sayısı : 154
Yaş : 81
Kayıt tarihi : 02/09/08

Kullanıcı profilini gör http://baskent06esinti.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz